fav. | | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

TURK DİZİLERİ

Küçük Kadınlar

kka Ailedeki her kızın ayrı bir acıklı hikayesi var. Böylesi bir senaryo, gülmekten çok ağlamayı seven Türk halkı için biçilmiş kaftan.

Son dönem Türk televizyon kanallarının en çok tutan yayın furyası şüphesiz Türk dizileri. Dizisiz günümüz veya muhabbetimiz yok denecek bir hale geldik neredeyse. Eğitimli eğitimsiz, kadın erkek, çoluk çocuk demeden her bünyeye uygun, yazlık kışlık çeşit çeşit diziler sıra sıra ekranlara dizilmiş nitekim. Seç, beğen, al misali. Birileri hiç nefes almadan bir şeyler sürüp duruyor önümüze. Üretim ve tüketim o kadar seri ki, muhakeme etmemize kasıtlı olarak fırsat bırakılmıyor. Bu kasıtta iç-dış mihrakların rollerini buyrun siz analiz edin.
Yıllardır bu girdaba karşı direndim durdum. Büyük kızıma eşlik etmek babından bu yıl pes ettim. Üzerine bir şeyler konuşup, paylaşmak derdiyle son bir yıldır ben de bu halkada, en zayıf halka olarak yerimi aldım nihayet.
Küçük Kadınlar. Bu dizide annesiz, babasız hatta kimsesiz beş kız kardeşin çetin hayat mücadelesini büyük bir ilgiyle izliyoruz. Abartılı ve bol acıtasyonlu sahnelerin zibil gibi olduğu dizi, bir zamanlar kilo hesabı ile temin edilen Güney Amerika dizilerini pek aratmıyor.
 
Ailedeki her kızın ayrı bir acıklı hikayesi var. Böylesi bir senaryo, gülmekten çok ağlamayı seven Türk halkı için biçilmiş kaftan.
Duygularını yoğun yaşamaktan zevk alan biri olarak yıl boyunca her salı akşamı koltuğa çakılıp, ekrana ağlama duvarı muamelesi yapmaktan kendimi alamadım.
Dizideki Yeliz karakteri ise içimi ayrı bir burkuyor. 
Hayata, güçsüzlüğe ve çaresizliğe karşı duyduğu öfkesini yüzüne ve rolüne bu kadar iyi yansıtabilmesi usta bir oyunculuk kalitesini gözler önüne seriyor.
Ancak dizideki bu karaktere yüklenmiş, yadsınamaz ciddi bir duygu sömürüsü hakim.
Özellikle dizinin son bölümlerine damgasını vuran sahnelerde çokça öne çıkan ana tema, genç bir kıza yapılan tacizdi. Son birkaç bölümde vurgulanan konuyla birlikte yapımcının, zihinlerde iz bırakacak sahneler sayesinde, gelecek sezona dikkati çekme çabası gözlerden kaçmıyor.
Dizinin sosyal bir mesaj kaygısı taşıdığına dair de zerre kadar inancım yok ayrıca. Tamamiyle sistem örgüsünde bir kurşun gibi eritilip işlenmiş konularla dizinin ömrü şimdilik uzun görünüyor.
Özellikle Yeliz’in parasızlık ve çaresizlik karşısında takındığı tutumla senaristin izleyici kafasında “başka hiçbir çıkar yolu yok” fikrini oluştururcasına konuyu ilmek ilmek işleme gayreti de oldukça başarılı.
Toplum olarak halen bazı değerlerimiz dipdiri çünkü. Mazlumdan ve ezilenden yana olup merhamet duymak çok bizden bir his. Bunu nimet bilip, durumu fırsata çevirmeyi iyi bilen yapımcılara da gün doğuyor tabii bu durumda. Özellikle son bölümde eniştesinin tacizlerine, bol sıfırlı para teklifleri karşılığında boyun eğen “kızcağız”ın düştüğü durumdan bu bilincime rağmen ciddi ciddi etkilendim.
Son bölüme öyle kaptırmışım ki kendimi dizi bittiğinde sinirimden zangır zangır titrerken ve hıçkıra hıçkıra ağlarken buldum kendimi.
Şimdi bu satırları okuyan bir kısım okur “E yok mu böyle sahneler gerçek yaşamda” savunmasıyla çoktan gardını almıştır bile. Kuşkusuz var. Hele de Türkiye’de tacizin boyutu ayyuka çıkmışken. Ama yine de bu konu üzerinden birilerinin rant elde etmeye çalışması nedense beni rahatsız ediyor.
Günlük olası kadın muhabbetlerinde söz döner dolaşır bir şekilde tacize dayanır. Gözlemim o ki Türkiye de her üç kadından neredeyse üçü, ömrünün bir deminde, bir şeklide tacizi yaşamış. Önyargılı olduğumu düşünebilirsiniz elbette ama ben bu önyargıyı kaç yılda edindim bunu anlatmam çok uzun sürebilir şimdi. Türkiye’nin en çirkin ve inkar edilemez gerçeklerinden biri de bu işte.
Mesleğimle de ilintili olarak,  eğitim ortamlarında özellikle rehber öğretmenlerle yaptığım görüşmelerde demirbaş konu yine taciz. Özellikle taciz odaklı ensest ilişkiler akılların alamayacağı boyutlarda. Ülkemin ve kadınlarının kanayan bu yarası nerde, nasıl, ne zaman kapanır bilemiyorum. Ama bildiğim şey; korku ve bastırılmışlıklardan dolayı susmaların bu zulmü arttırmaktan başka bir işe yaramayacağıdır. 
 
Kadının halen şiddet ve taciz gördüğü, ayrıca bu tip suçlara verilen cezaların yaptırım gücünün zayıf olduğu bir ülkede yaşamak Türk kadını adına çok büyük şanssızlık.
Bugün bu konuda başta ebeveynler, ardından eğitim, hukuk, siyaset, bürokrasi ve son olarak da küçük kadınlar benim nazarımda sınıfta kalmıştır. Bu ülkede kadın adına değişmesi gereken halen çok şey var. Aksi takdirde küçük kadınlar sonsuza dek küçük kalmaya, asla yetişkin birer kadın olamamaya mahkum kalacaktır.